KASURA, DIOSHIERON, KESRİ, KESRE, ÖZDERE
Tarih sayfaları beldemizi; Hititler döneminde ‘Kasura’, İyonyalılar'da ‘Dioshieron’, Osmanlılar ' da ‘Kesre’ adıyla yazarken 1960'lı yıllarda şimdiki adı ‘Özdere’ ile tanışmıştır
OSMANLI DÖNEMİNDE " KESRİ "
İzmir' in önemli bir karyesi (köyü) olan Kesri ismine Osmanlı Döneminde 1467 ve 1475 tahrirlerinde (kayıtlarında) rastlıyoruz. 1467 tarihli bir tahrirde, İzmir kazasının güneyinde yer alan köylerden sadece Mesavli (Çakaltepe), Kesri (Özdere), Emirdoğan, Dryanda ve Çapar (Çapak) bulunmaktadır. Bunlardan Mesavlı ve Kesri Cumaovası' na, Çapar ve Emirdoğan da Dryanda (Ayrancılar) nahiyesine bağlıdır. O dönemin iki nahiye merkezi, Dryanda ve Cumaovası' dır. Dryanda, İzmir – Torbalı yolunun solunda kalan bölgedir. Sağında kalan bölge ise Cumaovası (şimdiki adıyla Menderes ilçesi) diye adlandırılır. Daha sonraki yıllarda ise Değirmendere nahiye merkezi olacaktır. 1940’lı yıllarından sonra Kesri, nahiye merkezi olan Seydiköy ve Değirmendere' ye bağlı bir köy olarak kayıtlara geçecektir.
Aydınoğulları dönemiyle ilk Türk yerleşimlerine tanık olan yöremizde 1329 yılında, Aydınoğlu
1467 tarihli defterde ki kayıtlarda, bulabildiğimiz köyler içinde Cumaovası nahiyesinde en fazla nüfusa sahip olan yerleşimler Kesri ve Gümüldür' dür. Bu kayıtlarda Kesri' de 68 hane bulunmaktadır. Hane reisleri içinde yedisi sanatkardır. Dört terzi, bir demirci ve bir de dokumacı vardır. Terzi, demirci ve dokumacı bulunması, çevrede tımar ve yaya çiftliklerinin çok olmasına, denizle bağlantısı nedeniyle de leventlerin (denizcilerin) yörede bulunmasına bağlı olmalıdır. Bu da yerleşimin önemine bir kanıttır. Kitab – ı Bahriye 'nin 180. sayfasında ‘İzmir' in Kesri Köyü’ nde, Kumkışığı civarında ‘haram-i levent’ kayıklarının barındıklarından bahsedilmektedir ki bununla deniz korsanlarının kastedildiği açıktır’ Ancak, bu arada bahriye askerlerine de levent denildiğini hatırdan çıkartmamak lazımdır.
Bölge her dönemde korsan yatağı olmuştur. Doğanbey' deki Çıfıt Kalesi Korsan Kalesi olarak da anılmaktadır. O çağlarda en büyük korsanlık olaylarına bu bölgede rastlanıldığına dair elde kaynak çoktur.
Osmanlı Dönemi’ nde toprakların büyük kısmının mülkiyeti devlete aittir. Bu topraklar, devlete hizmette bulunanlara, ‘hizmetlerinin karşılığı’ olarak dağıtılırdı. Osmanlılar bir yerin fethine müteakip, ‘tahrir’ denilen sayımları yaptırdıkları gibi bu tahrirleri her padişah değişikliğinde veya genellikle 30 yıl aralıkla tekrarlatırlardı. 1467 tarihli tımar esasına göre yazılmış defterde, Mesavli ile başlayan 230. sayfada Emirdoğan, Dryanda, Zeytini, Çapak ve Kesri görülmektedir. Defterin 306. sayfasından itibaren padişah hasları yer almaktadır. Kürdelen (Karşıyaka), Manda (Bornova), Urla, Çeşme, Hereke, Düzce, Seferihisar nahiyeleri kayıtlıdır. Defter köylünün toprağı işlemesine, kullanmasına göre ‘çift’, ‘nim çift’, ‘çiftli kara’ ve ‘kara’ olarak ayrılmıştır. Bu tabirler topraksız, az topraklı veya çok toprağa sahip köylü karşılığı olmalıdır.
Emirdoğan, Çapak, Kesri, Dryanda ve Zeytini köyleri, mukataa (vergi mükellefi) olarak geçmektedir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Bab-ı Defter-i Kalem' in tasnifi içinde 757 numarada bulunan bu defter de tımar esasına göre tanzim edilmiştir. Defterde sadece Çağış, Gümüldür, Çamlı, Kesri, Gölyaka ve Kurdelen köylerinde iki cemaatin mevcudiyeti görülmektedir. Yaya ve yamaklar artık reaya (vergi veren halk) statüsüne sokulmuş olduklarından, çoğu çiftlik boşaltılmıştır. Çiftliklerde yaşayanların evlileri ‘bennak’, bekarları ‘mücerret’ olarak kaydedilmiştir.